Fidye Nedir?

Fidye, yerine getirilemeyen bir ibadetin yerine getirilmesi gereken mali/dini bir yükümlülüktür. Hac ve oruç ibadetleri için geçerli olan bu yükümlülük, özellikle iyileşme imkanı bulunmayan hastalıklarda verilen bir ruhsattır. Hastalığın artma ihtimali de buna dahildir.

Allah-ü Teala, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu fidye öder.” (Bakara 2/184) buyurmaktadır. Fidye, o senenin fıtır sadakası ile aynı miktardır. ayrıca her gün için verilir. Bu miktarı dahi veremeyecek bir kimse, Allah’tan bağışlanma diler.

Fidye vermiş olsa bile daha sonra iyileşmiş olan kişiler, oruçlarını kaza ederler. Vermiş oldukları fidyeler ise sadaka olarak ahirette sevabına nail olması ümit edilir.

Allah-ü A’lem…

Kimler Oruç Tutmayabilir?

İslam dini öylesine güzel bir dindir ki zorluklar karşısında Allah muhakkak bir kolaylık göstermiştir. Oruç ibadeti de kendisinde kolaylıkları barındıran bir ibadettir.

Bakara suresinin 183 ve 184. ayetlerinde oruç ibadetinin faziletinden bahsedildikten sonra kolaylıklar anlatılmaktadır.

Bir Müslüman öncelikle bu ibadeti yapmanın gayreti içinde olmalıdır. Allah’tan gerçekten korkan bir kimse için gerekli olan budur. Ancak her zaman insanın şartları oruç tutmaya elvermemekte, bir takım özürler meydana gelebilmektedir. Bu özürler ayette de geçtiği üzere hastalık veya seferi olma durumlarıdır.

Hasta olan bir kimse hastalığından kurtulduğunda bu kalan oruçları kaç gün ise kaza eder. Hastalığının iyileşme ihtimali yoksa her gün için bir ‘Fidye’ verir. Fidye, fıtır sadakası ile aynı miktardır.

Seferi olmaktan maksat, fıkıh eserlerimizde geçen misafir olma durumudur. Yolcu olan bir kimse, dilerse oruçlarını erteleyebilir ve ne kadar tutmadı ise o kadar gün kaza eder. Her ne kadar bu ruhsatlar varsa da ayeti sonundan anladığımız kadarıyla oruç tutmaya gayret etmek, bir Müslüman için her zaman daha hayırlıdır.

Bu saydığımız haller dışında, yaşlılık, aşırı derecede açlık veya susuzluk, zor işlerde çalışmak, gebe ve emzikli olup bir zarar gelme korkusu ile de orucun kazaya bırakılabileceği Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun vermiş olduğu fetvalar arasında yer almaktadır.

Allah-u A’lem…

Oruç Kimlere Farzdır?

Bir müslümanın oruç ile mükellef olabilmesi için, akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olması gerekmektedir. bu şartları taşımayan kişiler ise oruç ile mükellef değillerdir.

Küçük çocuklara oruca alıştırmak için yapılan uygulamalar hoş görünse de onları çok fazla zorlamamak gerekmektedir. Çünkü Rabbimiz onları henüz mükellef tutmamaktadır. Bazı uygulamalar ise küçük bedenleri fazlaca zorlayabilmektedir. Bu nedenle İslamı öğretirken onların yaşlarına göre davranmamız gerekmektedir.

Oruç İbadeti Neden Gereklidir?

Allah’ın emir ve yasaklarında kulları için -anlayamasalar bile- birçok hikmetler vardır. Bu emirlerden bir de oruç emridir. Allah-u Teala, Ramazan orucunu farz kılmıştır. Günümüzde oruç ibadetinin faydalarını doktorların hiçbiri inkar edememektedir. Ancak Cenab-ı Hak orucu neden farz kılmıştır?

Bu sorunun cevabını vermek elbette bizim için zor olacaktır. Çünkü emri veren Rab, cevabı bilmeye çalışan ise kuldur. Allah, biz insanların çokça araştırma isteğinden dolayı ayetlerinde bizlere neden orucu farz kıldığını bildirmiştir.

Bakara suresinin 183. ayetinde mealen “Ey iman edenler! Önceki ümmetlere farz kılınan oruç size de farz kılındı. Umulur ki Allah’tan hakkıyla sakınırsınız.”

Ayette geçen ifade açıktır. Oruç ne perhiz için, ne vücudu temizlemek için gereklidir. Oruç, sırf Allah’tan hakkıyla korkup korkmadığımızın bir alameti olarak teşri edilmiştir. Bu nedenle Müslüman olduğunu söyleyip, oruçtan kaçmanın yollarını arayan insanlar ne kadar da dinlerinde samimidirler…

Cenaze Namazı Nasıl Kılınır?

Cenaze kefenleme işi bitince, imam ve cemaatin önünde duracak şekilde, bir şey üzerine mevta bırakılır. İmam cenazenin göğüs hizasına cemaat de imamın arkasına dururlar.

Cenaze namazı dört tekbir ve selam ile kılınır. Rukü ve secdesi yoktur. İlk tekbirde eller kulak hizasına kadar kaldırılır. Diğer tekbirlerde kaldırılmaz.

İmam ilk tekbiri alır ve cemaat de ona uyar. ‘Sübhaneke’ duası okunur. İmam tekbir getirir ve ‘Salli-Barik’ duaları okunur. İmam üçüncü tekbiri aldığında ‘Cenaze Duası’ okunur. Son tekbirden sonra ise bir şey okunmadan selam verilir.

İmam beşinci tekbiri alırsa, cemaat tekbir almaz. İmamın selam vermesini beklerler. (Nuru’l-İzah ve Necatü’l-Ervah, 122-124)

Allah-ü A’lem.

GÜNÜMÜZ MESELELERİNE FETVALAR – HALİL GÖNENÇ

İlim dünyasında “Türkiye Müftüsü” olarak bilinen, özellikle Hanefi ve Şafii fıkhında günümüz otoritelerinden sayılan, hadis ilminde de “bir doktora alacak kadar bilgisi” olan muhterem Halil Gönenç’in bu eseri, İslam Hukukunun muamelat bahislerini ve günümüz fıkhi meselelerini gayet sistemli ve anlaşılır bir şekilde ele almış.

Eserde konularla ilgili 4 mezhebin de görüşlerine yer verilmiş. Konular Ayet ve Hadislerden delillerle ve muteber Fıkıh eserlerinden nakillerle izah edilmiş.

Ayrıca eserde Halil Gönenç’in Türkiye’de ve yurt dışında konferanslarda yaptığı bazı konuşmalar ve bazı ilaveler mevcuttur.

Eseri indirebilmek için; Günümüz Meselelerine Fetvalar

 

Kefen Nasıl Olmalıdır? Cenaze Nasıl Kefenlenir?

Erkekler için sünnet olan kefenlemede kullanılan üç şey vardır:

1-Kamis: Boyundan diz altına kadar olan bezdir. Kolsuz, yakasız ve cepsizdir.

2-İzar: Baştan ayak altına kadar olan bezdir.

3-Lifafe: baştan ayağa kadar olan bezdir.

Bunlar ile cenazeyi kefenlemek sünnettir. Ancak bulunamadığı zaman izar ve lifafe de yeterli görülmektedir. Kefenin beyaz ve pamuktan olması güzel görülmektedir. Kefen bezlerinin hiçbirinin kenarı dikilmez.

Kadınlar için sünnet olan kefen için kamis, izar ve lifafe dışında iki bez daha örtülür ki bunlar:

1-Baş örtüsü: Ölen kadının yüzüne örtülür.

2-Göğüs bezi: Kadının göğsü üzerine örtülen bezdir.

İkisinden birine yetecek kadar bez var ise baş örtüsü ile yetinilir.

Not: Bu şekil kefenlemeye imkan yok ise ne bulunursa onunla kefenlemek gerekmektedir.

 

Cenazenin Kefenlenmesi:

Cenaze yıkandıktan ve kurulandıktan sonra, sırasıyla lifafe, izar ve kamisin üstüste serildiği yerin üstüne alınır. Kamis, ölünün boynundan diz altına gelecek şekilde giydirilir. Cenaze kadın ise kamisin üzerine önce baş örtüsü, onun üzerine de göğüs örtüsü olacak şekilde konulur. Daha sonra önce sol taraftan başlanarak izar sarılır. Daha sonra aynı şekilde lifafe de sarılır. Lifafenin uçları bağlanır. Cenaze kabre konulduğunda lifafenin her iki ucu da tekrar çözülür.

Sünnet üzere yapılan kefenleme bu şekildedir (Nuru’l-İzah ve Necatü’l-Ervah, 121, 122)

Allah-ü A’lem…

HANEFİ FIKHININ ESASLARI – İmam Zahid el-Kevseri

Eserin orijinal adı; “Fıkhu Ehli’l-Irâk ve Hadîsuhûm”

Mütercim: Abdulkadir Şener – Cemal Sofuoğlu

Osmanlı Devletinin son dönem dirayetli ulemâsından olan İmam Zahid el-Kevseri Rahimehullah’ın “Fıkhu Ehli’l-Irâk ve Hadîsuhûm” adlı, Türkçeye de “Hanefi Fıkhının Esasları” adıyla çevrilen bu güzide eseri, İmam Zeylâi’nin “Nasbu’r-Râye” adlı ünlü eserine yazılmış mukaddime niteliğindedir.

Eserin içeriği olarak, öncelikle İmam Kevseri’nin talebesi olan Ebu Gudde’nin takdim yazısı, ardından Hanefi mezhebinin “Rey ve İctihad” anlayışı, ardından Hanefilerin İstihsan, Haberlerin Kabul Şartları gibi konulardaki genel görüşleri kaleme alınmış, İctihâdî İlimler Açısından Kufe’nin genel ahvali işlenmiş, İmam Ebu Hanife’nin Fıkhi metodu detaylıca izah edilmiş, Hanefi mezhebinin bazı büyük Muhaddisleri ve Fakihleri kaleme alınmış, son kısımda ise İmam Kevseri’nin talebelerinden Ebu Gudde merhumun ek olarak kaleme aldığı “Hint Uleması arasındaki Ünlü Muhaddisler”e kitapta yer verilmiş, en son olarak ta Cerh ve Tadil ilmi ile ilgili bazı eserler hakkında birkaç söze yer verilmiştir.

Mütercimin Kitap hakkındaki sözleri;
“Tercümesini sunduğumuz kitaba gelince bu eser, merhum el-Kevseri tarafından ünlü Hanefi hukukçusu Zeylâi’nin “Nasbu’r-Raye li Ahadisi’l-Hidâye” adlı kitabına mukaddime olarak yazılmış olup ilk önce söz konusu kitabın birinci cildinin baş tarafında yayınlanmıştır.
Nasbu’r-Raye’nin baskısı yapılırken Muhammed Yusuf el-Benûrî, bu mukaddimeye bazı notlar ilave etmiştir. Biz bu notlardan lüzumlu olanları da tercüme ettik. Daha sonra da değerli muhakkik Abdu’l-Fettah Ebu Gudde tarafından, bir kısım ilavelerle dipnotlar eklenerek ayrı bir eser halinde “Fıkhu Ehli’l-Irak ve Hadîsuhum” (Iraklıların Fıkıh ve Hadisleri) adıyla bastırılmıştır.
Biz, genellikle A. F. Ebu Gudde’nin bu ilave ve dipnotlarını da tercüme ettik.”

Abdulkadir Şener – Cemal Sofuoğlu

Eserin PDF’ini indirebilmek için; HANEFİ FIKHININ ESASLARI

Cenaze Nasıl Yıkanır?

Ölen Müslümanın yıkanması için acele etmek evladır. Önceden güzel koku ile yıkanmış olan teneşir tahtası üzerine konur. Bu esnada avret mahalli örtülü bir vaziyette tutulur.

Elbiseleri yanlardan kesilerek çıkartılır ve abdest aldırılır. Çocuk veya akli dengesi bulunmayan kişiye abdest aldırmak gerekmez. Cünüb olduğu bilinmiyorsa abdest esnasında ağız ve burna su verilmez.

Mümkünse güzel kokulu otlar ile kaynatılmış ve ılıştırılmış olan su ile başından itibaren dökülmeye ve ovularak yıkanmaya başlanır. Ön kısmın yıkama işlemi bittikten sonra sol tarafına doğru kaldırılarak sağ omuzdan aşağısı yıkanır. Aynı işlem sağ tarafına kaldırılarak tekrar edilir.

Ölünün her yeri yıkandıktan sonra oturur bir vaziyete getirilerek karnı mesh edilir. Şayet pislik vb. çıkarsa, pisliğin çıktığı yer yıkanır. Mevtanın tamamen yıkanması gerekmez.

Yıkandıktan sonra cenaze kurulanır ve secde ettiği uzuvlara güzel kokulu otlardan konulur.

Yıkama esnasında avret mahalli açılmaz veya dokunulmaz. Avret yeri bir bez parçası ile temizlenir ve yıkanır.

(Nuru’l-İzah ve Necatü’l-Ervah, 120)

Allah-ü A’lem

Kişi Öldüğünde Ne Yapılır?

Herkesin bir eceli vardır. Bu vakit geldiğinde artık insan son nefesini verir ve amelleri ile baş başa kalır. Geride kalan Müslümanlara ise düşen birtakım görevler vardır.

Bu görevlerin başında ölen kişinin naaşına saygı göstermek gelmektedir. Ölünün çenesi bağlanır ve gözleri kapatılır. Gözlerini kapatırken ‘Bismillahi ve ala milleti rasülillah’ denir. Karnının üstüne konan demir parçası ile şişmemesi sağlanır. Kolları iki yana uzatılır. Kollarını göğsüne koymak mekruhtur (ehl-i kitabın adeti olduğu için). Yıkanıncaya kadar artık yanında Kuran okumak mekruh görülmüştür.

Kişinin ölümünü insanlara bildirmekte bir mahzur yoktur. Ancak bunu yaparken, bağırıp çağırma ve yaka paça yırtma olmamalıdır.

(Nuru’l-İzah ve Necatü’l-Ervah, 119)

Allah-ü A’lem