Oruç İbadeti Neden Gereklidir?

Allah’ın emir ve yasaklarında kulları için -anlayamasalar bile- birçok hikmetler vardır. Bu emirlerden bir de oruç emridir. Allah-u Teala, Ramazan orucunu farz kılmıştır. Günümüzde oruç ibadetinin faydalarını doktorların hiçbiri inkar edememektedir. Ancak Cenab-ı Hak orucu neden farz kılmıştır?

Bu sorunun cevabını vermek elbette bizim için zor olacaktır. Çünkü emri veren Rab, cevabı bilmeye çalışan ise kuldur. Allah, biz insanların çokça araştırma isteğinden dolayı ayetlerinde bizlere neden orucu farz kıldığını bildirmiştir.

Bakara suresinin 183. ayetinde mealen “Ey iman edenler! Önceki ümmetlere farz kılınan oruç size de farz kılındı. Umulur ki Allah’tan hakkıyla sakınırsınız.”

Ayette geçen ifade açıktır. Oruç ne perhiz için, ne vücudu temizlemek için gereklidir. Oruç, sırf Allah’tan hakkıyla korkup korkmadığımızın bir alameti olarak teşri edilmiştir. Bu nedenle Müslüman olduğunu söyleyip, oruçtan kaçmanın yollarını arayan insanlar ne kadar da dinlerinde samimidirler…

Aile Olabilme, Aile Kalabilme…

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Allah-ü Teala bizlere buyuruyor ki; çift olan her şeyi dişi ve erkekten yarattım (Necm, 53/45). Bu ayete baktığımızda görüyoruz ki dünya nizamı çift üzerine kurulu. Her çiftin de bir erkek ve bir dişiden oluştuğunu bildiriyor Rabbimiz. Erkek ve kadından oluşan çiftleri de birbirlerinin tamamlayıcısı olarak ifade buyuruyor Alemlerin İlahı (Bakara, 2/187). Öyleyse insanın kendini tamamlaması ve öncelikle kendine, daha sonra da topluma yararlı birey olabilmesinin yolu aileden geçmektedir. “Yarım doktor candan, yarım hoca imandan eder” misali yarım kalan insan da ne kendine ne de başkasına fayda verebilir.

Allah Rasülü de destekliyor evlilik müessesesini. Zamanındaki gençlere; “Sizden gücü yeten evlensin!…” diye nida ediyor (Buhari, Nikah, 3; Müslim, Nikah, 1). Mescid-i Nebi’de O’nun yaşantısını sorarak O’nun gibi yaşamak isteyenler oluyor. Ne kadar ibadete düşkün olduğunu öğrendiklerinde biri artık yatakta yatmayacağını, bir diğeri et yemeyeceğini, başka biri de evlenmeyeceğini söylemişlerdi. O rahmet elçisi ise bunları duyduğunda; “Ne oluyor ki sizden bu şekilde söyleyenler oluyor. Ben namaz da kılarım, uyuduğum zamanlar da olur. Oruç ta tutarım, tutmadığım zamanlar da olur. Kadınlarla evlenirim de. Her kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir.” buyurarak yol gösteriyor asırların insanlarına…

Peki!… Bu kadar teşvik edilen aile müessesesini kurmak mıdır aslolan. Yoksa Allah ve Rasûlü bizden kurulacak olan bu kalkanı, en güzel şekilde muhafaza etmemizi mi istiyor. Arapça kalkan manasına geliyor üsra kelimesi. Kendimizi, eşimizi, kızımızı ve oğlumuzu dünyanın her türlü kötülüğünden koruyabileceğimiz bir kalkan. her ne kadar kızıp darılsak ta birbirimize, aile olabiliyor ve akşam olunca aynı masa etrafında toplanabiliyorsak hala, bu kalkanın koruma sınırları içerisindeyiz demektir. Aksi halde kalkanı delmiş ve kötülüklere karşı savunmasız bir hale gelmişizdir. Kalkan (Üsra, Aile) olabilmek ümidiyle…